| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

sesli sohbet,sesli chat,götüntülü sohbet,görüntülü chat

sesli sohbet,görüntülü sohbet,sesli chat,görüntülü chat

Yazılar

Dostluk,arkadaşlık ve paylaşmak

UZUN YOLLARI DA GÖZE ALABİLEN BIR DOSTLUK Biz, binde bir karşımıza çıkan dostluk, arkadaşlık, sevgililik fırsatlarını ne yapıyoruz ? Akşamüstünün bir saatinde yorgun gövdemizi yaslayıp mırıl mırıl konuşabileceğimiz, omuzumuza dolanan bir kolun, başımızı yaslayabileceğimiz bir omuzun, belimizi kavrayan bir elin, uzun yollara dayanıklı aşkların sahibi karşımıza çıktığında tanıyabiliyor muyuz onu, değerini biliyor, biricikliğini,benzersizligini anlayabiliyor muyuz?... Yoksa hayatı sonsuz, fırsatları sayısız sanıp kendimizi hep ileride bir gün karşılaşacağımızı sandığımız bir başkasına , bir yenisine ertelerken hayat yanımızdan geçip gidiyor mu? Karşımıza erken çıkmış insanları yolumuzun dışına sürerken bir gün geri dönüp onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz? Hayat her zaman cömert davranmaz bize, tersine çoğu kez zalimdir, her zaman aynı fırsatları sunmaz, toyluk zamanlarını ödetir. Hoyratca kullandığımız arkadaşlıkların, eskitmeden yıprattığımız dostlukların, savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün. Bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz, ya da olanlar olması gerekenler değildir. Yıldızların bizim için parladığını göremeyen gözlerimiz, gün gelir hayatımızdan kayan yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir... Kedilerin özel bir anını yakalamak gibidir kendi hayatımızdaki olağanüstü anları ve olaganüstü kişileri yakalamak. Bazılarının gelecekte sandıkları "Birgün" geçmişte kalmıştır oysa; hani şu karşıdan karşıya geçerken trafik ışıklarında rastladığınız, omuzunuzun üzerinden şöyle bir baktığınız sonra da boşverip "Nasıl olsa ileride bir gün tekrar karşıma çıkar" dediğinizdir. Oysa tam da o gün bu zalim şehri terk etmistir o.Boş yere bu sokaklarda aranırsınız...

Varoşlarda bir aşk yaşanır bu vakitlerde

Varoluşçu bir aşk hikayesi Mutsuz insanlar hayatlarını değiştirmek isterler ama cesaretleri yoktur. Değişmek seçmeyi, seçmekse özgür iradeyi şart koşar çünkü. Bir de tabii değişimin önceden kestirilemeyecek sonuçlarını göze almayı... Cesaretsizlikleri yüzünden mutsuz olanların temel çelişkileri şudur: Kendilerini oyalamayı şaşırtıcı bir biçimde herkesten iyi bilirler. Tek bir güne seksen faaliyet sığdırarak asıl yapmaları gereken şeyi erteleyip dururlar. Öyle olur, evet. İnsan, değişmek arzusu ile güvenlik ihtiyacı arasında çıkan amansız çatışmada sığınabileceği bir korunaklı köşe bulur muhakkak. Oyalanmanın yolları sınırsızdır. En kuvvetli ‘unutturucu’ çalışmaktır ama başka etkili unutturucular da vardır... Yürümek, yemek, içmek, telefonda saatlerce konuşmak, film seyretmek, internette dolanmak, alışverişe çıkıp giyilmeden gardrobun derinliklerine gömülecek şeyler satın almak, geceyarısı konserlerinde karanlığa sığınmak... Hepsi cesaret toplamak için. Ya da yalana ne gerek var, korkuları konformizmin güvenli kollarında unutmak için... ‘Ateş Karınlı’ diye bir kitap var elimde, J. C. Michaels yazmış. Bildiğimiz ‘Kurbağa Prens’in harikulade bir versiyonu; ilk yarısı çocuklara, ikinci yarısı yetişkinlere seslenen bir ‘melez’ kitap. Kahramanı, evcil bir hayvan olarak rahat bir hayat sürmekle vahşi doğada tekinsiz maceralara atılmak arasında seçim yapmaya çalışan bir kurbağa. Caroline adlı küçük bir kız tarafından ‘seçilen’ kırmızı karınlı kurbağa, tehlikelerle dolu bir dünyada karşısına çıkabilecek bütün seçenekleri tanımak ve bağımsızlığının tadını çıkarmak uğruna uzaklara gidiyor. Gelin görün ki; her seçim bir sonrakini çağırır... Ateş Karınlı’ya da öyle oluyor. Yani sahip olduğu tek kıymetli şeyi, özgürlüğünü bile gözden çıkarabileceği bir başka küçük kıza rastlıyor. Caroline’i terk etmesi, Socrates’in ‘Kendini tanı’ düşüncesinin bir sonucu. Çünkü doğası ona bir kurbağa olduğunu hatırlatıyor hep. Uzak diyarları keşfetmeye, uzun saplı bitkilerle çevrili göllerde yüzmeye, zıp zıp zıplayarak avlanmaya bayılıyor. Hangi cırcır böceğini yiyeceğine ya da hangi nilüfer yaprağının üzerinde uyuyacağına kendi karar veriyor: “Yediğimin tadını beğenmezsem, onu tükürüp atarım. Nilüfer yaprağı rahat değilse başka bir tane bulurum. Bu tür seçimler beni oyalar, mutlu eder, şaşırtır ve kendimi iyi hissetmemi sağlar.” Şefkate ihtiyaç duyan kalbi kırık Claire’in yanında olmak uğruna bağımsızlığını feda etmesi ise Sartre’ın ‘Kendini Yarat’ düşüncesinin sonucu. Çünkü yaradılıştan sahip olduğu özellikleri reddedip yeni bir varoluş ediniyor kendine. Bu öylesine bir seçim değil, onu değiştirecek, kim olduğunu belirleyecek mühim bir karar: “Bu seçimden sonra artık önceden olduğum gibi bir kurbağa olmayacağım. Rengim, şeklim değişmeyecek. Yine oradan oraya zıplayacağım, yine ‘cırcır böceği kaç, kurbağa zıpla’ oyunu oynayacağım. Fakat iyice yakından bakarsanız eğer, derimin değiştiğini göreceksiniz.” Üstelik Ateş Karınlı bu seçimi yaparken, Claire’in onu sonsuza dek yanında isteyeceğine dair en küçük bir bilgiye bile sahip değil. Bir kurbağanın derisine dokunmak kızın içini bulandırabilir. Onu camdan fırlatabilir, hatta hainlik edip arabasıyla üstünden geçebilir. En kötüsü, ona kayıtsız kalabilir... Aşk bu, her şey mümkün. Lakin hayatta ve aşkta, ürktüğümüz şeyleri göze almanın, seçimimizi şüphelerimize rağmen yapmanın adı değil mi zaten cesaret?

Sesli sohbet sitesi açmak isteyenler-Sesli sohbet paneli satın almak

Sesli sohbet sitelerine yeni adım atmış arkadaşlar yada atmak isteyenler her türlü konuda yardımcı olabiliriz size

6 yıldır bu işin içindeyiz ve kollarımız çok uzun bir çok referans verebilecegimiz site var örnegin

http://www.seslidostluk.com/ http://www.seslimuhabbetim.com/ bunlardan sadece bir kaçı site açmak istiyorsunuz ancak çok fazla maddi imkanınız yok yada gerçekten iyi para ortaya koyup profesyonel site açtırmak istiyorsanız şuan dogru yazıyı okuyorsunuz yani sıra bizim sitelerimizde op admin co admin süper admin chatmaster olabilir sizi bazı sitelere ortak yapabiliriz para kazanabilirsiniz bunun yanında dedigimii gibi 6 yıldır bu işin içinde olmamız sebebiyle sizin seçtiginiz her hangi bir sitedede size görev verebiliriz tek yapmanız gereken bu msn adresini ekleyip irtibata geçmek msn adresimiz: info@cacalapanel.com

Seni nedenmi seviyorum sesli sohbet

Seni neden mi seviyorum. .? -------------------------------------------------------------------------------- Hani diyorsun ya sevgilim " beni neden seviyorsun? ".. O an boğazımda bişeyler düğümleniyor, konuşamıyorum.. İnsan gerçekten sevdiğinde bunu söyleyemez derlerdi inanmazdım.. Meğer öyleymiş be sevdiğim.. Beraber dinlediğimiz şarkılar geliyor aklıma, hiç mi anlamıyor diyorum yoksa illa ki duymak mı istiyor.. Madem soruyorsun söyleyeyim o zaman.. Bütün güzel duyguları seninle tattım, bütün güzellikleri seninle öğrendim ben.. Huzuru tattım omuzlarında.. Dünyada aşk diye bişeyin olduğuna inandım gözlerine baktığımda.. Yıllardır aradığım o duyguyu çok özlemişim..Baba şevkati duydum sıcacık kollarında.. Nefes aldığıma, yaşadığıma şükrettim kokun içime dolduğunda.. Dudaklarından dökülen sevgi cümleleri nasıl da içime işledi bir bilsen. Beni hayata bağladığını yüreğime yüreğini katıp bana nasıl da güç verdiğini bilebilsen.. Keşke konuşabilsem sen o soruyu sorduğunda, keşke anlatabilsem bunları sana.. İçimde yanan sevda ateşini sana göstermekten korktuğumu anlatabilsem keşke.. Sensiz, kimsesiz kalmaktan korktuğumu anlatabilsem de sende o soruyu sormasan keşke............ BABALARIMIZ BİZİM İÇİN EN KUTSAL VARLIKLARIMIZ DIR VE AŞKVETUTKUNUN BABASINA VE HASTA OLAN TÜM BABALARA ALLAHIM ACİL ŞİFALAR VERSİN...

unutmak kolaymı sandın

Unutmanın Acısı, Unutulmanın Sancısı ! Unutmak zordur, kalbinize yer eden duyguları söküp atabilmek, hemde her şeyiyle…Unutulmak daha da zordur. Size karşı yapılmış bu hareketi içinize sindirmeniz, hazmedebilmeniz…kolay gelebilir mi size? Seçimi öylesine zor, öylesine iç acıtıcı bir soru ki… Unutmak mı - Unutulmak mı? Bırakıp gitmek mi - Geride kalan olmak mı? Hangisi daha acı, hangisi kalbinizde onulmaz yaralar bırakıyor, hangisinde göz yaşlarınıza engel olamıyorsunuz? Hangisini kabullenmekde daha zorluk çekiyorsunuz? Hiç düşündünüz mü? Ya da hayatınızda birebir hangisini seçmek zorunda bırakıldınız? Lütfen dikkat! Seçmek değil, seçmek zorunda bırakılmak; bir anlamda mecbur kalmak. UNUTMAK; unutulabilmeyi denemek. Bu yoğun duyguyu kendi iç sancılarınızda yaşarsınız; çabalarınız bazen dümdüz bir duvara tırmanmaya benzer. Tırmanmak için delice bir çaba ve güç harcarsınız, ama her hareketinizde aşağıya daha çok kayar ve eski başlangıç noktanıza gelirsiniz. Her yeni adımda içinizdeki karamsarlık daha da büyür, başaramayacağınıza olan inancınız ise artar. Dayanma sınırlarınız alabildiğine gerilir. UNUTULMAK; bir anlamda yok sayılarak harcanmak. Çok mu acımasız bir tarif oldu? Ama kalbiniz öyle derinden yaralanmıştır ki…Sanki bir bıçak kalbinize saplanmış, sizin her hareketinizle hareket ederek derinlere daha derinlere işlemektedir. Onu, sizi terk edip giden vefasızı her hatırladığınızda; karşılaştığınız ana, onun için yaptıklarınıza, harcadığınız zamana, verdiğiniz emeklere acırsınız. Her şeyinizi çekinmeden paylaştığınız kişi tarafından unutulmak o denli koyar ki size ve duygularınıza; en iyi ilacın aslında onu unutmak olduğunu bile unutuverirsiniz. Unutmak, bir anlamda kendi seçiminiz, kendi iç sesinizdir. O nedenle mücadeleyi kendi içinizde kendi lehinize çevirmek daha kolaydır. ( Bu arada karşınızdaki kişinin unutulmak duygusu ile karşı karşıya geldiğini ve çok acı çektiğini düşünemezsiniz bile; çünkü odak noktanız kendinizsinizdir.) Ama unutulmak bir anlamda yaptırımdır. Siz hala en güzel şekliyle yaşarken birdenbire sizden unutmanız istenir. Öyle ki sudan çıkmış balık gibi hissedersiniz kendinizi. Nefes almaya çalışır, bocalar her şeyin bittiğine inanırsınız. Tek kurtuluşunuzun suya tekrar geri dönmek olduğu ise aklınıza ne yazık ki en son gelir. Unutmak zordur, kalbinize yer eden duyguları söküp atabilmek, hemde her şeyiyle…Unutulmak daha da zordur. Size karşı yapılmış bu hareketi içinize sindirmeniz, hazmedebilmeniz…kolay gelebilir mi size? Hemde tüm yaşananlara rağmen. Asla! Hak etmediğinizi söylersiniz kendinize defalarca. Bir anlam veremezsiniz olan bitene. Tüm cesaretinizle, gururunuzu bir yana bırakıp, ondan tek bir şans daha istersiniz unutulmamak adına. Karşı cephede her şeyin bittiğini anlamak da öyle zorlanırsınız ki, bunun için belki de en acı sözleri işitmeniz gerekir yeniden. Kalbiniz daha bir parçalanır, o son umut kırıntısını da kaybettikten sonra. Her şeyden elinizi, eteğinizi çekersiniz. Yaşam artık size öyle anlamsız gelir ki. Taa ki, iç sesinizle barışıp, unutmaya karar verene değin. Ondan sonrası yine zordur ama en azından artık hesaplaşmanız sadece kendinizledir. Her ne olursa olsun, her iki duygunun da taşınması, kabullenilmesi oldukça ağırdır, acı verir ve bir bıçak gibi kesip atmadıkça huzura kavuşmanız olanaksız gibidir adeta; kurtuluşunuz sırasında çok darbe alıp, derinden yaralansanız ve kabuk bağlayan yerleriniz yeniden kanamaya başlasa bile. Sevgiyle… ne unutmayı ne de unutulmayı yaşamayacağımız yada en azından hafif atlatacağımız güzel günlere…

 

Herkesin bir sesli sohbete baslangıc öyküsü var

Herkesin bir öyküsü var uzun kısa... Kimine ilginç gelen bitmemiş bir hikaye yaşanarak öğrenilecek, çünkü hayat bilinmeyene gebe... İşte benim de hikayem böyle. Şimdi mevsimlerin döngüsü ve hayatın akışına karışmış yaşıyorum. Sahi yaşıyor muyum ? ama onu hala içimde yaşatıyorum. Kirletmedim anılarımı... Anılarıma tutundum hiç bozulmasın benimle kalsın diye... Oysa, bize yapılanı haketmedik biz. Ben bana yapılanı haketmedim. Kimse aniden bir karar alıp birgün hayatını yıkıp yeniden şekillendirmez... Bu büyük acıların, örselenmenin, incinmelerin, kırgınlıkların, bekleme sabrının, aşağılanmanın hatta kovulmanın yükünü taşıyamaz yürekte... Çok fazla ve uzun süre verilmiş bir mücadeleydi. Yalnız bir mücadeleydi onunki gibi.. Düşünüyorum birlikte verilen bir mücadele olsa bu noktaya gelinir miydi diye.. Herneyse geçmişi sorgulamayı da uzun süre önce braktım. Daha doğrusu beni sevip sevmediğini sorduğumda "Bu konuda yorum yapamam" cevabıyla beni gözden çıkardığında... Resimlerini yaktığım o gece onunla vedalaştım ben... tek dileğim mutlu olması... iyi ve mutlu olması... Bazen acı veriyorsa ve biz katlanma kapasitemizi aştıysak ve o sevgilinin aslında yanımızda olmadığını anlamışsak yapılacak olan bırakıp gitmektir. Sevgi bazen vazgeçmektir. Vazgeçirdiler; oysa o kılını bile kıpırdatmadı.. Bize sahip çıkması gereken noktada suskun kaldı... Acıyı göğüsleyebilmek... Sevdiğin için ölebilmek göğüslemek acıyı... Ne amaç için olduğu da önemli 2 kişi olunca aşılırmış zorluklar biz 2 kişi değildik ... Akıntıya çekilen kürek gibiydi direncim... Yanımda yoktu, belki de hiç olmadı.. yada o da benim gibi vazgeçti. Birşeyi ne kadar ve ne için istediğin çok önemli, elini taşın altına koyabilmeli seven bir yürek, gerekirse bedel ödeyebilmeli, inançtır sevmek... ona onun için gerekirse ölebileceğimi söylemiştim bir gün... gülmüş ve "yakışır" demişti.. Bir insan sevdiğine ölümü nasıl yakıştırır? Ayrıldığımız gece beni neden sevdiğini hatırlıyor musun diye sormuştum ona anımsamadı.. "Beni neden seviyorsun" dediğimde suskun kaldı. Sevseydi, seviyor olsaydı bir cevabı olurdu elbet biliyorum... Evlerinden kovulduğum gün ağlayarak kapıdan çıkmak yerine, benim elime yapışıp beni de kendiyle dışarı sürükleyebilmeliydi, başkalarının bizim için aldığı kararlarda bizi hatırlatabilmeliydi, bana batırılan herbir iğnede beni savunabilmeliydi, beni küçük gördüklerinde, incindiğimde duyarsızlık duvarına sığınıp benden uzaklaşmamalıydı. Bugün yanında değilsem bizi koruyamadığımız için değilim. Ssavaşmadı, ben ise yalnız savaşmaktan hep yenik düştüm. Bir insan tek başına ne kadar dayanabilir ki bu savaşa? Yıllar önce sevdiğini sandığı o kızı görmeliydi, oradaydım yanındaydım.. Bırakmasaydı kaymazdım avuçlarından. Zordu yumruğunu sıkmak, bedeli vardı korumanın saklamanın.... Ben vazgeçmeden önce o çoktan vazgeçmişti bizden, insanların bize yaptıklarına suskun ve kayıtsız kalarak, hep susarak... Bir rüya gördüm ve uyandım. Umarım benden daha çok seveceği bir insan olur hayatında. Her ne kadar benim kadar sevebilecek birini düşünemiyor olsamda, umarım sevgisi karşılık bulur. Onun için hala dua ediyorum ve mutlu olmasını diliyorum. Bundan sonraki hayatında, kendi hayatı ve geleceği için alacağı kararlarda başkalarının değil kendinin ne kadar ve ne için istediğini unutmamasını diliyorum. Hayat bize sunulur, seçimlerimizle ve Allahın izniyle biz hayatı şekillendiriz. Ne istediğini bilmek önemlidir, neden istediğini.. ne kadar istediğini.. Sevginize sahip çıkın, onu koruyun ve saklayın.. Ne pahasına olursa olsun gerekirse bedel ödeyerek, ama birlikte, aynı yöne bakın, aynı yöne koşun.. Oo zaman yanınızdaki insanı yitirmemiş olursunuz. Sevgi hep sizinle olsun...

BU BEBEK TARTIŞILIYOR

BU BEBEK TARTIŞILIYOR! Hatay'da dünyaya gelen ve doğumdan sonra ölen bebek tartışılırken, doğum uzmanı bu tür bebek doğumlarıyla sıkça karşılaştıklarını söyledi. Hatay'da genç bir kadın, ilk hamileliğinde beyni bulunmayan ve genetik bozukluğu olan bir bebek dünyaya getirdi. Bebek kısa süre sonra öldü. Hassa İlçesi'ne bağlı Ardıçlı Beldesi'nde yaşayan 21 yaşındaki D.S., hamileliğinin 7. ayında sancıları artınca, önceki gün Kırıkhan Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Hamileliği süresince hiç kontrole gitmediği öğrenilen D.S., hastanede erken doğum yaptı. Normal doğumla dünyaya gelen ve vücudunun boynuna kadar olan kısmı sağlıklı bir bebek vücuduna sahip olmasına rağmen beyni olmayan bebek, hastane görevlilerini şoke etti. Kulakları boyun hizasında, gözleri tenis topu büyüklüğünde olan bebeğin ağzı ve beyninin ise oluşmadığı belirlendi. Doğum sonrası kordon bağının kesilmesiyle birlikte ölen bebek, ailesinin otopsi yapılmasını istenmemesi üzerine toprağa verildi.

AŞIK VEYSEL'İN ÖLÜMÜNÜN 34. YIL DÖNÜMÜ

Dünyaca ünlü halk ozanı Aşık Veysel Şatıroğlu, ölümünün 34. yılında doğum yeri Sivas'ta anılacak. Şarkışla Kaymakamlığınca, 21 Martta düzenlenecek anma etkinlikleri çerçevesinde ilk olarak, ilçedeki Aşık Veysel Kültür Merkezinde bir program düzenlenecek. Sinevizyon eşliğinde Aşık Veysel'in hayatının ve ozanlık geleneğinin anlatılacağı programda, ozanın şiirlerinden ve diğer eserlerinden bazı örnekler sunulacak. Aşık Veysel ile ilgili konuşmaların yapılacağı programın ardından, Veysel'in doğum yeri olan Sivrialan köyündeki kabri ziyaret edilecek. Sivrialan Köyündeki Aşık Veysel Müzesi'nin de gezileceği anma programı, amfi tiyatrodaki ikram ile sona erecek. -AŞIK VEYSEL'İN HAYATI- ''Açar solar türlü çiçek/Kimler gülmüş kim gülecek/Murat yalan ölüm gerçek/Dostlar beni hatırlasın...'' dizelerinin sahibi Aşık Veysel, 1894 yılında Sivas'ın Şarkışla İlçesi Sivrialan Köyü'nde doğdu. Karaca Ahmet ile Gülizar hanımın çocuğu olan Aşık Veysel, çiçek hastalığı yüzünden 7 yaşında bir gözünü kaybetti. Aşık Veysel'in diğer gözü de kısa süre sonra kör oldu. Babasının, vakit geçirmesi için aldığı sazı çalmaya başlayan Veysel, daha sonra saz ustaları Çamşıhlı Ali ve Molla Hüseyin'den ders aldı. Aşık Veysel'in Cumhuriyet'in 10. yılı için yazdığı destanın yayınlanması ve Sivas Aşıklar Bayramı'ndaki başarısı dikkati çekti; bu arada bazı köy enstitülerinde de saz öğretmenliği yaptı. İki kez evlenen, 2 erkek ve 4 kız babası olan Ozan, 21 Mart 1973'de vefat etti.

Antarktika'dan Altındağ büyüklüğünde parça ayrıldı

Küresel ısınma yüzünden Antarktika'dan neredeyse Ankara'nın Altındağ ilçesi büyüklüğünde parça koptu. Uydudan alınan fotoğraflar, 569 kilometrekarelik yüzeye sahip devasa parçanın Antarktika'dan ayrıldığını, bunun 414 kilometrekarelik kısmının da dağılıp gittiğini gösteriyor. Colorado Üniversitesi Kar ve Buzulları İzleme Merkezinin tespitine göre, parçalanma 28 şubatta 25,5 km boyunda 2,4 km eninde dev bir parçanın aniden kopmasıyla başladı. Bu kopuş, Wilkins platosunun parçalanma sürecini tetikledi ve 12.950 kilometrekare yüzeye sahip platodan 569 kilometrekarelik parça koptu. Uzmanlara göre, bu hızla devam ederse yakın gelecekte bölgedeki buzul tabakasının yarısı yok olacak. Serkan AYAN adlı uzman, yaklaşık 1500 yıldır var olduğunu düşündükleri Wilkins platosundaki parçalanmaya sıcak hava ve okyanus dalgalarının yol açtığına işaret etti. Antarktika'da yaz sona erdiğinden, bilim adamları önümüzdeki aylarda Wilkins'ten yeni parçaların kopmasını beklemiyor. 1995 yılında da 75 km boyunda 37 km enindeki Larsen A platosu Antarktika'dan ayrılıp Weddel denizinde parçalanmıştı. Larsen B platosu da 2002 yılında kopup parçalanmıştı. Uzmanlara göre, son 50 yıl içinde Antarktika küresel ısınma yüzünden en az 13 bin kilometrekare eridi. Böyle giderse seslidostluk ailesi buzullar olmayacak buzul olmayacağı gibi su miktarı artcak belki bu TÜRKİYE sular altında kalacak

KULAK MEMESİ KALBİN AYNASIDIR

Kulak memesi kalbin aynası Doç. Dr. Serkan AYAN, kulak memesi çizgisinin kalp damar hastalığı belirtilerinden biri olarak kabul görmesiyle ilgili ilk çalışmanın 1973 yılında yapıldığını, bugüne kadar bu konuda 35'e yakın yayın oluşturulduğunu anlattı. Kulak memesindeki çizginin damar dolaşım yetersizliğinin kronik bir bulgusu olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Serkan AYAN, bu çizgiye sahip olanlarda kalp damar hastalığı görülme sıklığının, olmayanlara oranla daha yüksek olduğunu dile getirdi. Kulak memesindeki bu çizginin cilt bulgularından biri olduğunu dile getiren Doç. Dr. Serkan AYAN"Bu çizgiyi görmek için aynaya bakmak yeterli. Bir ya da iki kulak memesinde bu çizgi bulunanlar kalp damar hastalıkları yönünden taranmalı, risk faktörleri açısından da tetkik edilmeli" diye konuştu. Kalp ve damar hastalıklarından hayatını kaybedenler üzerinde yapılan otopsi çalışmaları sonucunda ilginç verilere de rastlanıldığını kaydeden Serkan AYAN şöyle konuştu: "Kulak memesindeki yatay derin çizgi kalp damar hastalıklarının habercisi. Kalp rahatsızlığı sonucu ölenlerin yüzde 80'inde bu çizgi saptandı. Kulak memesinin tam ortasında yan devam eden 'Diyagonal' tarzda dediğimiz bir yarık oluşuyor. Bu yaşlılıkla birlikte olmakla beraber kalp damar hastalığının da önemli belirtisi olabilir. Bu çizgiye taşıyanlarda kalp damar hastalığı ortaya çıkma riski çok yüksek. İki kulakta da bu çizgi varsa kalp damar hastalığı birlikteliği oranı yüzde 77'e çıkıyor. Tek kulakta olduğunda bu risk yüzde 30-35'lerde kalıyor. Bu çizgiyi taşıyanların kalp damar hastalığı yönünden tetkik edilmeleri gerekiyor. Özellikle risk faktörleri açısından yani hipertansiyon, kolesterol, sigara, şeker ve şişmanlık yönünden tetkik edilmeleri çok isabetli olur. Yapılan çalışmalarda bu çizgi orta ve ileri yaş olgularında çıkıyor, yaş ilerledikçe daha da sık görülüyor, çizgi derinleşiyor. Erkeklerde görülme oranı kadınlara göre daha yüksek. Kadınlarda küpe kullanımından dolayı bu çizginin ayrımı şaşırtabiliyor."
Web Stats Panell